Kurban Bayramı kültürel hafızayı canlandırıyor!
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern insanın dijitalleşme ve belirsizlik içinde yaşadığı anlam krizine karşı Kurban Bayramı gibi dini ritüellerin, psikolojik, toplumsal ve kültürel etkileri hakkında bilgi verdi.
Esas olan, maddi unsurların arka planındaki anlamı kavramak!
Kurban ibadetine farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsan, bencillik, dünyacılık ve hazcılık ekseninde bir tür ‘hapishane’ içinde yaşıyor. Bu yapı içinde kişi, kontrol duygusuyla bloke olmuş bir halde, daha çok eşyalara ve maddi değerlere bağlanıyor.” dedi.
İnsanın mala, mülke, servete, şöhrete ve makama yönelmesinin, onu anlamdan uzaklaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Oysa esas olan, bu maddi unsurların arka planındaki anlamı kavramak. Bu bağlamda dini ritüeller, özellikle kurban ibadeti, insanın bu çerçeveyi kırması ve gerçeklerle yüzleşmesi için bir fırsat sunuyor. Kurban ibadeti yalnızca sembolik bir anlam taşımıyor, aynı zamanda insanın iç dünyasında da bir dönüşüm sağlıyor. ‘Kurban’ kelimesi köken olarak ‘kurbiyet’ten geliyor ve Allah’a yaklaşmayı ifade ediyor. Bu yönüyle kurban, hem manevi hem de anlam boyutu olan, aynı zamanda mali bir ibadet olarak değerlendirilmeli.” şeklinde konuştu.
İbadetler, bireyin bencilliğini kırarak başkalarını fark etmesini sağlar!
Kurban ve benzeri mali ibadetlerin, insanın sahip olduğu şeyleri paylaşmasını sağladığını ve toplumdaki dezavantajlı kesimlerin fark edilmesine katkıda bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Özellikle yılda bir veya birkaç kez et tüketebilen insanların durumuna dikkat çekilmesi, bu ibadetin toplumsal yönünü güçlendiriyor. Zekat gibi ibadetlerle birlikte düşünüldüğünde, kurban bireyde verme, paylaşma ve sorumluluk bilincini geliştiriyor.” dedi.
Bu ibadetlerin, bireyin yalnızca kendisi için yaşama eğilimini kırarak başkalarının varlığını ve ihtiyaçlarını fark etmesine yardımcı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, böylece insanın maddeden ziyade anlama yönelmesinin teşvik edildiğini söyledi.
Küçük çocuklara kurban ritüeli doğru anlatılmalı!
Kurban ibadetinin çocukluk dönemindeki etkilerini ve bu ritüellerin kültürel kimlik oluşumundaki rolünü kolektif hafıza üzerinden değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kurban Bayramı ve kurban kesimi gibi dini ritüeller, çocukların zihninde kolektif hafızanın bir parçası olarak yerleşir. Bu hafıza bireyin hem kişisel hem de toplumsal kimliğini şekillendirir. Bu süreç, aynı zamanda aidiyet duygusunu güçlendirir.” dedi.
Kültürel kimliğin kaybının, bireyin başka kültürlerin etkisi altında özne ya da nesne haline gelmesine yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:
“Bu nedenle çocukların hem dini hem de milli gerekçelerle bu ritüellere dahil edilmesi önemli. Ancak çocukların kurban kesimi sürecine katılımı konusunda yaşa bağlı farklılıklar var. Özellikle 0–6 yaş döneminde soyutlama becerisinin gelişmemiş olması nedeniyle, sevilen bir hayvanın kesilmesi çocukta travmatik etki oluşturabilir. Bu nedenle küçük yaş grubunda ritüelin anlamının doğru bir şekilde açıklanması gerekir.
Kurban ibadeti çocuğa anlatılırken, bir canın yok oluşu yerine yaşam döngüsü ve paylaşım ön plana çıkarılmalı. İnsanların kasaplardan et temin etmesi, hayvanların kesilmesi ve doğadaki besin döngüsü gibi örneklerle bu sürecin doğal bir yaşam zinciri içinde olduğu açıklanmalı. Bu yaklaşım, çocuğun olaya daha bütüncül ve anlamlı bir çerçeveden bakmasını sağlar.”
Ölümün geçiş olarak anlatılması kaygıyı azaltır!
Ölüm ve yaşam döngüsüne ilişkin anlatıların da çocukların anlam dünyasını şekillendirdiğini aktaran Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ölümün yok oluş değil, bir geçiş ya da mekan değişimi olarak anlatılması, çocukta oluşabilecek yoğun kaygıyı azaltabilir. İnsanlarda doğuştan gelen sonsuzluk arzusu, ölüm algısıyla birleştiğinde kaygı oluşturur, ancak doğru anlamlandırma ile bu kaygı azaltılabilir.” dedi.
Bu bağlamda, ölümün bu dünyadan başka bir yaşama geçiş olarak ele alınmasının, bireyin yaşamı daha anlamlı görmesine katkı sağlayacağını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Dünya hayatının geçici bir süreç olarak değerlendirilmesi, insanın bu dünyada yaptığı eylemlerin anlamını güçlendirir. Çocukların ritüellere katılımında paylaşım da önemli. Kurban sürecine harçlıkla katkı sağlama ya da dağıtım aşamalarına katılma çocuğun sürece dahil edilmesi açısından faydalı. Küçük yaşlarda doğrudan kesim sürecine katılım yerine önce zihinsel hazırlık yapılması daha uygun olur. 5–6 yaş sonrasında ise çocuklar, aile eşliğinde ve ritüelin merhamet ve ibadet boyutu vurgulanarak sürece daha aktif şekilde dahil edilebilir. Ailenin tutumu, çocuğun olayı nasıl anlamlandıracağını doğrudan etkiler. Modern insanın en büyük sorunlarından biri belirsizlik. Ölümün açıklanamaması, özgürlük ve yalnızlık gibi kavramların anlamlandırılamaması bireyde kaygı oluşturur. Bu nedenle ritüellerin sağladığı anlam çerçevesi belirsizliği azaltarak paylaşım ve aidiyet duygusunu güçlendirir.” açıklamasını yaptı.
Dijital etkileşimler duygusal küntleşmeye yol açıyor!
Modern yaşamın bireylerde oluşturduğu duygusal değişimleri ve bunun toplumsal etkilerini modernizm ve dijitalleşme üzerinden değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Modern yaşam, özellikle dijital etkileşimlerin artmasıyla birlikte çocuklarda ve yetişkinlerde duygusal küntleşmeye yol açtı. Bu durum, insan beynindeki duygusal ayna nöronlar üzerinden açıklanabilir. Motor değil duygusal ayna nöronlar, bireyler arası duygusal aktarımı sağlar ve bu sistemin adeta ‘telsiz internet’ gibi çalışır.” dedi.
İnsanlar arasındaki bilgi aktarımının büyük kısmının sözlü olmayan (non-verbal) iletişimle gerçekleştiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:
“Ses tonu, vurgu, kelime seçimi ve söyleyiş biçimi gibi unsurlar duygusal etkide belirleyici olur. Ancak dijital iletişim bu doğal ve sahici etkileşimi azaltarak duygusal küntleşmeye neden oluyor. Buna karşılık yüz yüze etkileşimler, karşı tarafın sevincini ve heyecanını doğrudan görmek, duygusal ayna nöronları aktive ederek bu küntlüğü azaltabiliyor.
Dijital ortamda verilen basit tepkiler, örneğin bir ‘beğeni’ ifadesi, gerçek sosyal etkileşimin yerini tutmaz. Empati gelişimi açısından yüz yüze deneyimler önemli. Bu bağlamda birçok gelişmiş ülkede uygulanan sosyal sorumluluk programlarını örnek gösterilebilir. Öğrencilerin belirli sürelerle bakım evlerinde, dezavantajlı çocuklarla ya da temizlik ve destek işlerinde çalıştırılması empatiyi geliştirir ve sosyal farkındalığı artırır.”
Yardım etme ve paylaşma davranışları insanın biyolojik doğasında yer alıyor!
Dijitalleşmenin sosyal bağları zayıflattığını ve bu nedenle fiziksel deneyimlerin yeniden önem kazandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yardım etme ve paylaşma davranışları, dini ya da ideolojik bir temelden bağımsız olarak insanın biyolojik doğasında yer alır. Emek ve zahmetle elde edilen deneyimler beyinde daha kalıcı izler bırakır ve bu durum değer algısını güçlendirir.” dedi.
Bu çerçevede yapılan bilimsel araştırmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Budist rahipler ve ortalama bireyler üzerinde yapılan çalışmalarda aynı görsellere verilen tepkilerin farklı olduğu görülmüş. Yardım temalı görüntülere verilen tepkiler, bireyin zihinsel ve duygusal yapısına göre stres ya da mutluluk hormonlarını tetikliyor. Bu durum, anlamlandırmanın duygusal tepkiler üzerindeki belirleyici etkisini gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Kurban Bayramı ve benzeri dini ritüeller sosyal ve duygusal işlevleri destekliyor!
Dezavantajlı bireylerle kurulan ilişkinin yalnızca yardım edilen kişiye değil, yardım eden kişiye de olumlu etkiler sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanlar yardım ettikçe psikolojik olarak iyi hisseder ve bunun biyolojik bir karşılığı vardır. Yardım etme davranışı insan doğasında yer alan temel bir eğilim.” dedi.
Kurban Bayramı ve benzeri dini ritüellerin sosyal ve duygusal işlevleri desteklediğini açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Bayramlar özellikle çocuklar açısından önemli bir deneyim alanı oluşturuyor. Bayramlar aile içi ilişkileri güçlendiriyor, çatışmaları azaltıyor ve ebeveynlerin çocuklarına daha fazla zaman ayırmasına olanak sağlıyor. Bu yönüyle bayramlar çocukların dünyasında ‘onarıcı günler’ olarak işlev görüyor.” diye konuştu.
Dini ritüeller, insanın anlam ve teselli ihtiyacına cevap veriyor!
Tevekkül kavramını ‘vekil tayin etmek’ anlamı üzerinden ele alan Prof. Dr. Tarhan, “Bu yaklaşım modern insanın yaşadığı belirsizlikle ilişkisini değerlendirir. Günümüz insanı, hızlı yaşam temposu, yoğun bilgi akışı ve her şeye anında ulaşabilme imkânına rağmen geleceğe dair ciddi bir belirsizlik içinde yaşıyor. Her yeni bilgi yeni sorular doğuruyor, bu durum da insan zihninde sürekli bir belirsizlik ve sorgulama hali oluşturuyor.” dedi.
İnsanın geçmiş ve geleceği düşünebilen tek varlık olduğunu, zaman algısı ve anlam arayışının da bu belirsizlik duygusunu artırdığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle sorgulayan bireylerde bu durum varoluşsal bir bunalıma dönüşebilir. Bu noktada dini ritüeller, insanın anlam ve teselli ihtiyacına cevap verir. Hayata anlam yükleyebilmenin, acıların yönetilmesini kolaylaştırır ve bireyin kontrol edemediği durumlarla başa çıkmasını sağlar.” bilgisini paylaştı.
21. yüzyıl yalnızca bilgi değil, bilgelik çağı olmalı!
Modern insanın en temel sorunlarından birinin de ‘kontrol etme’ arzusu olduğunu aktaran Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Her şeyi kontrol etme çabası kaygıyı artırır ve bireyi bir tür ‘kontrol hapishanesi’ içine sokar. Buna karşılık anlam arayışı, sahip olmaktan çok ‘olmayı’ hedefleyen bir yaşam anlayışını öne çıkarır, insanın içsel gelişimini merkeze alır.” dedi.
Bu bağlamda maddi zenginlikten ziyade anlam zenginliğinin önem kazandığının altını çizen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bireyin kendi iç dünyasını geliştirmesi gerekir. Dijitalleşme ve hızlı teknolojik değişim, insan ilişkilerinde ve toplumsal yapıda karakter sorunlarını artırabilir. Bu çerçevede, Elon Musk’ın ‘Zekâ çok ucuzladı ama karakter çok pahalılaştı’ sözü, bilgi çağından bilgelik çağına geçiş ihtiyacına işaret ediyor. Modern çağın getirdiği hızlı değişim ve dijitalleşme, sosyal çürüme, hile, entrika ve yalan gibi olguları artırma riski taşıyor. Bu nedenle 21. yüzyıl yalnızca bilgi değil, aynı zamanda bilgelik çağı olması gerekiyor. Aksi halde karakter sahibi bireylerin azalması toplumsal bir sorun haline gelebilir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


